Arşiv

Archive for the ‘İslam ve İlim’ Category

İslam ve İlim ve Sanat

Kasım 24, 2012 Yorum bırakın

Dinimiz İslam, Müslümanları ilim ve sanat öğrenmeye yöneltmiştir.
İslamın mesut devirlerinde, Kur’a’nın bu aziz emirleri aynen tatbik edilmiş ve Müslümanlar dünyanın efendisi olmuşlardı. Kur’a’nı öğrenip iman etmek, hem dünyanın , hem cennetin mutlu mensubu olmaktır.
Geri kalmamızda din sebep olmadı. Geri kalmamıza dini anlamayan insanımız sebep oldu.
Din deyince akla Kur’an, Hadis, Fıkıh kitaplarda da torna tezgahına teşvik vardır. Oysa bizler İslamiyeti sırf namaz ve oruç zanmetmemizdir.Kur’an’ın ilim öğrenin diyen ayetlerini dilerken hıçkıra hıçkıra ağlamış, sonrada yan gelip yatmışızdır.
İslamın beş şartı, İslamın temelidir. Temel üzerinde binayı yükseltmek gerekmez mi? Din, düşmana karşı kuvvetli olmamızı onlara galip gelmemizi istiyor. Allah emrettiği için emri olduğu halde ilim ve tekniğe imza atmaktan nasıl kaçarlar ?
İlmin kendisi değil neticesi mühimdir. Mesela: Zafere ulaştırmayan harp ilmi, şifa vermeyen tıp ilmi , neticeye varmayan matematik ilmi, ibret alınmayan tarih ilmi ve yaşanmayan islam dini kurtarıcı olamaz.
Bir çocuğu arif bir hocaya götürüp takdim ederler: Efendim bu çocuk çok uslu , çok anlayışlı , çok terbiyeli, çok çalışkandır, lütfen talebeliğe kabul buyurunuz.
Hoca Efendi der ki: Madem bu vasıflar bunda var.Rica etsek te o bizi talebeliğe kabul etse… Çünkü çocuk ilmin vereceği neticeyi almıştı.Ona talebe olmak lazım.

Gökler ve Gök Ehli

Eylül 8, 2012 Yorum bırakın

İbn Abbâs (r.a) diyor ki: “Allah Teâlâ buhara, denizlerden çıkıp havaya yükselmesini emretti. Buhar yükselince Allah Teâlâ buhardan evvela bir kat gök yarattı, sonra gökleri yedi kat yaptı. Birinci kat yeşil zeberceddendir. adı Berkia’dır. Bazen Kıa da derler. Allah Teâlâ’nın İsmail adında yarattığı bir melek bu ğöğü tutar ve korur. İkinci kat gök, sarı yakuttandır. Bunun adı da Kayzûm’dur. Buradaki melekler Anka suretindedir. Buraya da Mihâil adında bir meleği müvekkel etmiştir. Adı Maûn olan üçüncü gök, kızıl yakuttandır. Buradaki melekler Kerkes suretindedir. Sa’dail adında bir melek de buna müvekkeldir. Adı Erkalûm olan dördüncü gök de gümüştendir. Melekleri insan suretindedir. Salsait adında bir melek de buna müvekkeldir. Beşinci gök kızıl altındandır. Bunun adı da Retkâ’dır. Melekleri Cennet Hûrileri suretindedir. Buna da Kelkâil adında bir melek müvekkeldir. Altıncı gök beyaz icidendir. Adı Ref’a’dır. Buradaki melekler de genç delikanlılar suretindedirler. Efzâil adında bir melek buna müvekkeldir. Yedinci kat gök açık nurdandır. Adı Garîba’dır. Onun melekleri de âdem oğulları suretinde olup buna da Efrâil adında bir melek müvekkeldir. Her ğöğün idaresi bu meleklerin elindedir. Her gök katının kalınlığı beş yüz yıl olduğu gibi, her gök aralarındaki boşluk da beş yüz yıllık mesafedir. İç ve dışları meleklerle doludur.

Kaynak; Envâr-ül Aşıkîn-Yazıcıoğlu Ahmed BİCAN

Yer ve Yer Ehli

Eylül 6, 2012 Yorum bırakın

Allah, yeri ve gökleri yarattıktan sonra bunların arasında insan ve diğer canlıları yarattı.

İbn Abbâs (r.a) diyor ki: “Allah Teâlâ yerleri yarattı. Yerin birinci katının adı Demkâ’dır.Onun altında akim rüzgarı -faydasız sert yel- vardır. Âd kavmi bu rüzgar ile helak edilmiştir. Orada Tames adında birbirini yiyen yaratıklar yaşar. İkinci kat yerin adı Hulde’dir. Kafirlere azab için orada çeşitli araçlar vardır. Burada Buşim adında bir millet yaşar, bunlar için sevap ve ikab vardır. Üçüncü kat yerin adı Arak’dır.Burada katır büyüklüğünde süngüler gibi kuyrukları olan akrepler yaşar. Bu akreplerden biri kuyruğunu yeryüzündeki insanlardan birine vursa bütün insanlar helak olurdu. Dördüncü kat yerin adı Cerbâ’dır. Burası yılanların yeridir. Ayrıca burada Celham adında bir millet yaşar. Bunların uçmak için kanatlar var, fakat görmek için gözleri yoktur. Beşinci kat yerin adı Mulsa’dır. Burada kafirler için kükürt dağları vardır. Burada birbirini yiyen Mehtat adında kavim yaşar. Altıncı katın adı Siccin’dir. Cehennemliklerin amel defterleri  orada hıfzedilmektedir. Burada da Allah’a ibadet eden ve kuş suretinde Katat adında bir millet yaşar. Yedinci  kat yerin adı Acba’dır. Burada da Cuşûm adında bir millet yaşar.Son zamanlarda Ye’cuc ve Me’cuc çıkınça bunlar da meydana çıkıp Ye’cuc ve Me’cuc’u öldüreceklerdir. Şeytanda burada hapsedilmiştir.

Ebû’l-Leys’in anlattığına göre, Allah Teâlâ yeryüzünü ilk önce bir kızıl el taşı büyüklüğünde yarattı. Bu ilk yer Kâbe idi. Sonra göklerin yarattı ve yerleri ve su üzerine döşedi. Müfessirlerin beyanlarına göre yeryüzü o zaman su üzerinde çalkalanan bir gemi gibi idi.Sonra Allah Teâlâ Arş’tan melek indirdi ve ona yeri tutmasını emretti. O da bir elini doğudan ve bir elini batıdan kaldırarak yeri omuzlar üstüne aldı.

وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Allah her şey’e kaadirdir”, (El-Bakara:284)

Kaynak; Envâr-ül Aşıkîn-Yazıcıoğlu Ahmed BİCAN

Unutmadan yazmanın önemi

Ağustos 21, 2012 Yorum bırakın

Yaradılışımızdan gelen bir çok ilahi hilkatimize  müdahalemiz olamaz. Allah’ın yarattığı vücudumuz ve organlarımız ile yaşantımızı ömrümüzü tamamlamak durumundayız. Evet bazı organlarımız bizim isteklerimizi karşılamıyor daha doğru bir ifade ile insanın diğer bir duygusu olan sürekli daha fazlasını isteme  insanı bu duyguya sevk ediyor. Konuya biraz daha açıklık getirecek olursak insanın acizliğinden bahsediyorum ve bu acizliğin insan tarafından düşünülmesinden. İnsanlar olarak uçmak istiyoruz, çok hızlı yol almak istiyoruz veya çok daha yüksek seste konuşmak istiyoruz. Fakat yaradılış gereği bu özelliklere sahip değiliz. Ama Rabbimizin vermiş olduğu bir diğer kabiliyetlerimiz ise bu isteklerimize cevap veriyor ve gideriyor. Uçmak için; uçaklar, helikopter, balonlar, paraşütler, hızlı yol almak için; arabalar, otobüsler, trenler, gemiler vs. yüksek seste konuşmak için ses sistemleri, hoparlörler  üretiyoruz. Rabbim Kendi yarattığı kulunun kendi ihtiyacını gidermesi için verdiği rahmetin merhametin göstergesi üretkenlik kabiliyeti sayesinde.

İnsan beyni gün içerisinde o kadar çok bilgi kaydı alıyor ki, bazen “evet buldum, hatırladım, istediğim buydu” deyip bizim için önemli şeylerde bu kayıtlar arasında yer alıyor. Fakat bu kayıtları belliğimizde sürekli aktif bir şekilde tutma özelliğimiz bulunmamakta .Unutkanlığımız ve beynimizin sürekli bilgi , veri girişi daha önce ki bilgi ve verilerin unutulmasına neden oluyor. İyi bir şekilde tekrar edilmeyen bu bilgi ve verilerimiz bir daha hatırlanamayacak bir şekilde unutuluyor.

Yazının başında dediğim gibi insanın bazı kısıtlı yönlerini Allah yeni bazı insana verdiği kabiliyetler ile gidermektedir. İnsanın aklında her şeyi tutabilecek kabiliyeti yok evet fakat unutmak istemediği , kendi için önemli saydığı bilgiyi, veri veya ilhamı yazarak not alarak anımsayacak şekilde kayıt altında tutabilir ve bu sayede belleğimizin yapamadığı ve bizim de yapmak istediğimiz şeyi bu durumla telafi etmiş olur. Bunun önemini de çok önemli olan kitaplardan anlaşılabilir. Bilgi ve ilim aktarımın en önemli vasıtası olan kitaplar, insanın belleğinden kağıtlara aktarılarak yapıldığı unutulmamalıdır.

Yazmanın önemini daha iyi anlayabilmek için bir misal anlatalım;

Anlatıldığı göre, şair Yahya Kemal, genç yaşlarında Batı hayranlığı, hürriyet ve şiir sevdasıyla Fransa’ya kaçmış. Orada Batı Kültürü üzerine çalışırken hocalarından birisi “Kendi kültürünü oku, senin dedelerin her şeyi yazdılar kitaba geçirdiler” der. Bu söz Yahya Kemal’in tekrar memleketine dönmesine vesile olur. Gerçekten de İslam Coğrafyasında eli kalem tutan herkes şiir, menkıbe, hikmet ve vecizelere dair en az birkaç sayfa yazmış, kendisi yazmasa bile başka eserlerden derlemiştir.

Şeyh Ali Ramini şöyle nasihat eder:

“Duyduğunuz yahut hoşuna giden bir hikayeyi yaz. Yazmazsan zamanla ezberinden çıkar gider, unutursun. Yazdığın şey ise seninle kalır. Duyduğun rüzgar gibidir, eser geçer. Öğrenmenin baş kaynağı kitaptır kitap! Bütün kolaylıkların aslı kitaptır .İrfan ve kemal için hüner hazinesidir. Bütün eksiklerin tamamlanmasının asıl mayası kitaptır.”

Yazmanın önemini bir de Katip Çelebi’den dinleyelim;

İlim öğrenmek isteyen, faydalı bir şey işittiğinde zaman onu yazmalı, okuduklarından notlar alıp kaydetmeli. Çünkü ilim bir av, onun bukağısı yazmaktır. Yazılan da ezberlenmeli, zira ilim hatırda tutulandır, deftere emanet edilen değil…Deftere yazmaktan amaç, unutulduğunda bakılması içindir, yoksa yazılana güvenmek için değil.

Selametle…

%d blogcu bunu beğendi: