Arşiv

Posts Tagged ‘Varsa bu kıraat şekilleri nelerdir’

Kur’an nasıl okunmalıdır ?


Kur’an tertîl üzere nâzil olmuştur, tertîl üzere okunmalıdır

Hz. Peygamber (asm); “Allah, Kuran’ı indirildiği şekilde okuyanı sever.” sözleriyle Kuran’ı tertîl ile okumayı teşvik etmişlerdir. (İbnü’l-Cezerî). Nitekim Kur’an-ı Kerim’deki “Kuran’ı açık açık, tane tane (tertîl ile) oku.” (Müzzemmil, 4) ayet-i kerimesi de bu konuyu açık bir şekilde anlatmaktadır. Âlimler bu ayetle ilgili olarak bazı yorumlarda bulunmuşlardır.

Fahreddin Râzi; “Kuran’ı tertîl ile okumak; manasını anlayarak, ayetlerin içerdiği gerçekleri iyice düşünerek okumaktır. Allah’ın (cc) azametini belirten ayetleri, bu azameti gönlünde hissederek, tehdid ve müjdeyi içeren ayetleri de, ümit ve korku duygularıyla dolup taşarak okumaktır.” demektedir. Gazâli de, Kur’an okumaktan maksadın, manasını anlamak ve üzerinde düşünmek olabileceğini; bunun için de Kuran’ın tertil üzere okunmasının gerekli olduğunu vurgulamıştır. (İhyâ-i Ulumiddin) Bu açıklamalar ışığında: Kuran’ın tertîl ile okunmasını; onun anlamını düşünerek, harflerin çıkış yerlerine ve tecvide dikkat ederek, anlamına göre sesi yükseltip alçaltarak, bir hadiste belirtildiği gibi, hitap ifade eden yerlerde karşıdakine hitab eder gibi bir ses tonuyla, durulacak yerde durup, geçilecek yerde geçerek, ağır ağır, Kuran’ın gerçek amacını hem duyup, hem de dinleyenlere duyurarak okumaktır, şeklinde açıklayabiliriz. (Ali Ünal, Kuran’da Temel Kavramlar)

Kur’an yedi harf ve yedi kıraat üzere okunabilir

Hz. Peygamber’in (asm); “Kur’an yedi harf üzerine nâzil olmuştur. Bunlardan kolayınıza geleni okuyunuz!..” manasıyla açıklanan sözleri kıraatin çeşitlerini ifade eder. Hadis; Hişâm b. Hakîm’in namazda Furkan suresini, kendi başka bir okuyuşla okuduğuna şahid olan Hz. Ömer’in, Hişâm’ı yakapaça ederek Peygamber’in (asm) bildiğinden huzuruna çıkarması üzerine söylenmiştir. (Fedâîlu’l-Kur’ân)

Hadisteki “Yedi Harf”ten maksat: Kur’an-ı Kerim’in okunuş tarzları olarak, Allah (cc) tarafından nâzil olan farklı ve birden fazla olan kıraatlardır. Bunlardan her hangi birisini okumak, nâzil olan Kuran’dan bir kısmını okumak demektir. İşte bu farklı okunuşların, Kuran’da yediye kadar çıktığı, İbn Kuteybe (276/889), Ebu’l-Fadl er-Râzi (454/1062) ve İbnu’l-Cezerî (833/1429) gibi büyük âlimler tarafından, ayrı ayrı örnekler verilmek suretiyle ortaya konulmuştur. Özel olarak da, Kuran’ın bazı kelimelerinde aynı durum mevcuttur. Ancak bu farklı durumun, Kuran-ı Kerim’in her kelimesinde olması ve aranması da gerekli değildir. (Abdulaziz b. Abdulfettâh el-Kârî, Hadisu’l-Ahrufi’s-Seb’a; Mecelletu Kulliyyeti’l Kur’ani’l-Kerîm, el-Aded)

Asr-ı Saadet’te sahabeler arasında kıraatlarda bazı farklılıklar görülüyordu. Bunlar, Kıraat ilminin ikinci kaynağı olarak belirlenmiştir. Bu farklılıkların çözümü için, Hz. Peygamber (asm) sahabeler arasında hakemlik yapmış ve her iki tarafın da okuduğunu: “Böyle de nâzil oldu.” mealindeki sözleriyle onaylamıştır.

Hişam b Hakîm ile Ömer b. Hattâb arasında, Furkan suresiyle ilgili olarak geçen ihtilaf bunun en çarpıcı örneğidir. (Buhâri, Fedâilu’l-Kur’an)

Hz. Osman zamanında, yine kıraatlar konusunda ve yine sahabeler arasında çıkan farklı okuyuşlar Hz. Osman’ı imam mushafları toplamaya yöneltmiştir.

Hz. Osman’ın çoğalttırarak Mekke, Medine, Küfe, Basra ve Şam gibi şehir merkezlerine gönderdiği mushaflarda mukayyed bulunan yazım (yani resmi hat) farklılıkları da, Kıraat ilmi kaynakları arasında görülür.

Sahabe ve Tabiîn ile Tebe-i Tâbiîn’den olarak, sika, yani güvenilirlik özelliğine sahib olan âlimler tarafından nakledilen ve hiç bir itiraza da uğramaksızın, İslam ümmetince kabul gören kıraat ihtilafları da bu kaynaklardan sayılmaktadır. (el-Hâc Muhyiddîn Abdulkâdir el-Hatîb)

Kıraatın Kısımları

Kıraat ilminin ileri gelen âlimlerinden İbnu’l-Cezerî, Kur’an-ı Kerim’in kıraatlarını Mütevatir kıraatlar; Sahih kıraatlar; Şaz kıraatlar diye üç kısma ayırarak hükümlere bağlamıştır:

Mütevatir kıraatları belirlemek için şu üç özelliği tesbit etmiştir.

1) “Kur’an” diye okunacak kıraat vechinin, bir tek îrab yönüyle de olsa, Arapçaya uygun olması.

2) Halife Hz. Osman (ra) tarafından çoğaltılarak Mekke, Medine, Küfe, Basra ve Şam’a gönderilen imam mushaflardan birinin yazı şekline, takdiren de olsa uygun düşmesi.

3) O okuma şeklinin yani vechin bizlere kadar tevâtür yoluyla gelip ulaşmış olması. (İbnu’l-Cezerî)

“Bir tek îrab yönüyle de olsa, Arapçaya uygun olması” ifadesi: “Sened zinciri bakımından tevâtür derecesine varan, yazı şekli bakımından da Hz. Osman (ra) mushaflarındaki şekle uygun olan bir telaffuz olayının, lugat âlimlerince bilinmemiş olsa bile, Arab edebiyatında bir kullanımının kesinlikle var olması” şeklinde anlaşılmalıdır. (Abdulaziz b. Abdulfettâh el-Karî)

İkinci maddedeki “takdiren”den maksat ise, Kuran’a mahsus olan bir yazı şeklinin, birden fazla okunabilme özelliği taşıması demektir. Mesela: Bu maddede söz konusu edilen mushafların hepsinde de, aynı şekilde yazıları bazı kelimelerin, bulundukları farklı surelerde farklı ve müteaddid okunuşu, işte bu “takdiren” lafzının anlamıdır. Fatiha, Âli İmran ve Nas surelerindeki (S) şeklinde yazılmış bulunan bu kelimenin, şekli değiştirilmeden Fatiha’da “Meliki” ve “Mâliki”, Âli İmran’da “Mâliki” ve Nâs’da da “Meliki” telaffuzlarıyla okunması, durumun en çarpıcı örneğidir.

Buradaki “tevatür”den maksat, “yalan üzerinde birleşmeleri aklen ve adeten caiz ve mümkün görülmeyen, sayı bakımından da çok olan bir cemaatın görülmüş yahut ta işitilmiş bir şeye dair verdiği haberdir ki, işitenler üzerinde haber verilen şey hakkında kesin bilgi ifade eder.” (Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn)

İşte, günümüzde bu üç özelliği (bu üç rüknü) kendisinde taşıyan kıraatlar, “Kıraat-ı aşere”den başkası değildir. Bu kıraatlar yani “On Kıraat”, bütün İslam dünyasınca itirazsız kabul gören, okunan ve okutulan kıraatlardır. Bunlara: “On İmamın Kıraatı” yani: “On İmamın Okuyuşu” veya orijinal adıyla-: Kıraatu’l-E’immeti’l-Aşera” denilmektedir. (İbnu’l-Cezerî)

Bu terimler arasında geçen “İmam” kelimesinden maksat: Öncelikle Kur’an-ı Kerim’in hâfızı olan; ikinci olarak da, kıraat ve i’rab vecihlerinin detaylarını bilen; üçüncüsü, kelimelerin lugat ve ıstılah manalarını anlayan; dördüncüsü, kıraatlardaki kusurları çok iyi gören ve kaynakları iyice tarayabilen âlimlerdir. Bir diğer ifadeyle: İslam dünyasının her tarafından, Kuran’la ilgili bilgileri almak isteyen herkesin, kendilerine başvuracağı kudretli âlim ve fâzıl kimselerdir. (İbnu Mucahid, Kitâbu’s-Seb’a)

Mütevatir kıraatları, bu vasıflara sahib olan imamlar, nesilden nesile ve kuşaktan kuşağa gerçek anlamıyla ve hakkını vererek aktarmak suretiyle, günümüze ulaştırmışlardır. Bu Mütevatir “On Kıraat”ın her biri, kesinlik ve makbuliyet bakımından, diğerinden farksızdır. Çünkü bunlar, Sahih kıraatlardır. Reddedilmesi caiz olmadığı gibi, inkar edilmeleri de helal değildir. İşte bu özelliklerinden dolayı da, bu kıraatları insanlığın kabul etmeleri ve bunlarla amel etmeleri vacibtir. (İbnu’l-Cezerî)

Türkiye’de yaygın olan kıraat ise Asım kıraatidir. 

http://www.sorusorcevapbul.com

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 991 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: